İpekten Zincir

"Beni böyle bağlayan nedir? Fenris kurdunun vurulduğu zincir neler ile yoğrulmuştu? Toprakta yürürken, kedinin bacaklarının çıkardığı gürültüden, kadınların sakallarından, kayalıkların köklerinden, ayının çimeninden, balıkların nefesinden ve kuşların salyasından. Bu zincir, müthiş esnek, ipek gibi yumuşak, en sert gerilimlere boyun eğiyor, ve kullanılmaktan aşınıp eğrilmiyor"

Yine günün 10 saati boyunca uyluklarımı kırıp o turuncu plastik sandalyede oturdum. Annelerinin, etraflarında gördükleri her şeyi içine alma isteğine karşı koyamaması ile bir kaza eseri dünyaya gelmiş sıçmık ork sürüsüne, iğrenç kokuları ve pis tavırlarına yine günün 10 saati boyunca uyluklarımı kırıp o turuncu plastik sandalyede oturarak maruz kaldım. İçimdeki parlamanın bir hüzmesini bile gözlerine yansıtabilsem sonsuza dek kör bırakabileceğim o piç kurularına, o uslanmaz hayvanatlara ve kötülüğe hayatları boyunca unutamayacakları bir ders vermeyi nasıl da arzuluyorum! İçimde sinmiş, engerek gibi kıvranmış ve her an karşılaşacağım her karşı hamleye rağmen onlara o dersi vermek için, amacı sayesinde var olan öfkem, her gün 10 saat boyunca kara ve kaba elleriyle zarif, kemikli ve beyaz yüzüme vuracakları darbelere karşı amansız bir umursamazlık kalkanı örmek için uğraş veriyordu. Ayrıca benliğimi yitirmeme sebep olan, içten kemiren, çökerten ve yıpratan 10 saat. Böyle biri, onlar gibi biri olmadığımın en büyük kanıtı içimdeki öfkeyi yazıya dökmem olmamdır. Zayıf, narin ve iyi birisiydim ben. Belki de zayıf olduğu için iyi olan biri. Kendine karşı dürüst, iyi olmaya çalışan biri. Onlar ise aç köpekler gibi üzerime üşüşmüş vaziyetteydiler. Hastayım. Boğazım yorucu, susuz bırakan ekşimsi bir acıyla kavruluyor, tıkanık burnum nefeslerimi kesintiye uğratıyor. 18 yaşıma karşın her bağlamda bitik, zayıf biriyim artık. Ne bir adam, ne bir çocuk. Sadece birisi. Bir ara formdan farksız aslında. Bir şey olmayı başaramayan o kişi. Kendini sevemedikten sonra başkalarından farklı tepkiler bekleyen, vasıf edinememiş bir ara form. Bileklerim ipince, bir kalem kadar hem de inanır mısınız? tehditkar tek yönüm ince dudaklarımla gölgeli gözlerim galiba. Metafiziksel anlamda gösterdiğim tepki şiddeti, acınası fiziki faktörlerimle ters bir orantı halinde seyrediyor. Özellikle de ergenlik döneminde bu durum gücünü arttırdı. Bazen öyle hummalı öfke krizlerine tutuluyorum ki! Boyun kaslarım kendiliğinden seğiriyor, beynim kıvılcımlar saçıyor, en çokta kalbim kontrol edilemez çarpıntılarla vücudumu sarsıyordu. Kanım öylesine hızlı akıyordu ki, her şeye rağmen tek avantajım olan gençliğim vardı. Mart gecesi yeryüzüne sinsice çökerken kaygılı rüyalar, huzursuz düşünceler, korkulu önseziler ve izahı zor vesveselerle boğuşmakla geçen vahşi, yıpranmış, nefret dolu ve kurumlar arasında harcana gelen gençlik.

Zinciri her defasında daha da sertçe, kurtulana kadar germeye, var olmaya ve şu ana kadar kazandığım bağışıklığı geliştirmeye devam edeceğim.

Reply to this note

Please Login to reply.

Discussion

Yerküreye geldik bir kere isteklerimiz, arzularımız var. Arzularımızın sınırı da yok gibi... Savaşmaktan, mücadele etmekten başka yolu yok. Arzularımız için zahmet ve eziyet çekeceğiz. Biraz çakkallık öğreneceğiz zaman geçtikçe..