Sen, Tanrının üç vaktin danteli ile örttüğü zamanın yüzünde, dördüncü bir kırışığın üzerinden mi yükseldin bu bozkıra
Çünkü öyle olmasaydı eğer, besinlerinin varlığı olan o kara kırmızılar, bedenlerini kılıcınla süzmen için bir vücut öremeyeceklerdi sana
Ve bundan sebep, zamansal mümkünatı aşarak en başından sana damlamaları
Ve seni biriktirmeleri gerekecekti işte,
Besinlerini terk edip onlardan dahi önce var etmeleri seni
Ey sen, kara kırmızının madeni, değil miydin en başın öncesinde, delirmemişken hala baltıkta bir baron?
Kızılların işgaline ağlayan o soğuk moğol ruhlarının, sen ile dolu yakarışları titremezken alacalıkta
Ve daha olmadan o sarı yüzlerden boz toprağa düşecek 33. kara kırmızı yaş
https://video.nostr.build/3370cd226b0cebec751b990e2b6d9d26f37976314b10d6931381762e33eb3085.mp4
Güzellik mutlak ve kutsaldır.
Özgürlüğün doğası asimptotiktir.
Eğri, bir limite sonsuza dek yaklaşır ama yine de tam olarak varamaz.
Günlük hayatta kullanılan karşı-araçlar bireyi devlet tekelinden bir raddeye kadar uzaklaştırabilir.
Eğri, elindekilerle limite tam olarak varma amacı güderek sürekli olarak ona yaklaşmaya uğraşır ve artık bir dinamik oluşturur.
Bu dinamik etrafında Eğri, sürekli halde kendini aşmaya çalışır ve tam potansiyelinin farkına vararak negatif yetkinliğe ulaşır.
Artık bu olumsuz bir durum değil, gerçeğin ta kendisi halini alır.
Böylece anarşizm, günümüzün statik ve sonuççu yapılanmalarına karşı kesin bir farklılık ve netlik gösteren yegane anatomisini oluşturur.
Anne tarafım derin, yeşil vadileri ve hızlı akan nehirleriyle kaçkarları besleyen Tao-Klarheti bölgesinin Kuzeyinden
Baba tarafım ise Batı Bekhyria'dan, Romanın son kalesi ve gerçek varisi olmuş imparatorluğun kalbi Tarpizoni'den
Anadolunun başka çok az yerinde rastlanılan bu özgün ve izole etno - kültürel bölgenin mensubu olmaya karşı duyduğum hoşnutluk ve onu koruma hissim beni tam bir secesyonist yapıyor.
Bugün ise tarihsel gerçeklik, Aşağı Kolhisin kesin bir ayrışma ile her alanda kendi standartlarını yeniden inşa etmesi ve özüne dönmesini meşrulaştıran yegane gerekçe olarak karşımıza çıkıyor.

İpekten Zincir
"Beni böyle bağlayan nedir? Fenris kurdunun vurulduğu zincir neler ile yoğrulmuştu? Toprakta yürürken, kedinin bacaklarının çıkardığı gürültüden, kadınların sakallarından, kayalıkların köklerinden, ayının çimeninden, balıkların nefesinden ve kuşların salyasından. Bu zincir, müthiş esnek, ipek gibi yumuşak, en sert gerilimlere boyun eğiyor, ve kullanılmaktan aşınıp eğrilmiyor"
Yine günün 10 saati boyunca uyluklarımı kırıp o turuncu plastik sandalyede oturdum. Annelerinin, etraflarında gördükleri her şeyi içine alma isteğine karşı koyamaması ile bir kaza eseri dünyaya gelmiş sıçmık ork sürüsüne, iğrenç kokuları ve pis tavırlarına yine günün 10 saati boyunca uyluklarımı kırıp o turuncu plastik sandalyede oturarak maruz kaldım. İçimdeki parlamanın bir hüzmesini bile gözlerine yansıtabilsem sonsuza dek kör bırakabileceğim o piç kurularına, o uslanmaz hayvanatlara ve kötülüğe hayatları boyunca unutamayacakları bir ders vermeyi nasıl da arzuluyorum! İçimde sinmiş, engerek gibi kıvranmış ve her an karşılaşacağım her karşı hamleye rağmen onlara o dersi vermek için, amacı sayesinde var olan öfkem, her gün 10 saat boyunca kara ve kaba elleriyle zarif, kemikli ve beyaz yüzüme vuracakları darbelere karşı amansız bir umursamazlık kalkanı örmek için uğraş veriyordu. Ayrıca benliğimi yitirmeme sebep olan, içten kemiren, çökerten ve yıpratan 10 saat. Böyle biri, onlar gibi biri olmadığımın en büyük kanıtı içimdeki öfkeyi yazıya dökmem olmamdır. Zayıf, narin ve iyi birisiydim ben. Belki de zayıf olduğu için iyi olan biri. Kendine karşı dürüst, iyi olmaya çalışan biri. Onlar ise aç köpekler gibi üzerime üşüşmüş vaziyetteydiler. Hastayım. Boğazım yorucu, susuz bırakan ekşimsi bir acıyla kavruluyor, tıkanık burnum nefeslerimi kesintiye uğratıyor. 18 yaşıma karşın her bağlamda bitik, zayıf biriyim artık. Ne bir adam, ne bir çocuk. Sadece birisi. Bir ara formdan farksız aslında. Bir şey olmayı başaramayan o kişi. Kendini sevemedikten sonra başkalarından farklı tepkiler bekleyen, vasıf edinememiş bir ara form. Bileklerim ipince, bir kalem kadar hem de inanır mısınız? tehditkar tek yönüm ince dudaklarımla gölgeli gözlerim galiba. Metafiziksel anlamda gösterdiğim tepki şiddeti, acınası fiziki faktörlerimle ters bir orantı halinde seyrediyor. Özellikle de ergenlik döneminde bu durum gücünü arttırdı. Bazen öyle hummalı öfke krizlerine tutuluyorum ki! Boyun kaslarım kendiliğinden seğiriyor, beynim kıvılcımlar saçıyor, en çokta kalbim kontrol edilemez çarpıntılarla vücudumu sarsıyordu. Kanım öylesine hızlı akıyordu ki, her şeye rağmen tek avantajım olan gençliğim vardı. Mart gecesi yeryüzüne sinsice çökerken kaygılı rüyalar, huzursuz düşünceler, korkulu önseziler ve izahı zor vesveselerle boğuşmakla geçen vahşi, yıpranmış, nefret dolu ve kurumlar arasında harcana gelen gençlik.
Zinciri her defasında daha da sertçe, kurtulana kadar germeye, var olmaya ve şu ana kadar kazandığım bağışıklığı geliştirmeye devam edeceğim. 
"En keyifli saatlerimi ilkbahar veya sonbahardaki uzun yağmur fırtınalarında geçirdim, hem öğleden sonra hem de öğle üzeri evde kapalı kaldım, yağmurun hiç durmadan vuruşu ve havanın gümbürdemesi beni sakinleştirdi; erken çöken alacakaranlık uzun bir akşamın habercisiydi, böyle bir akşamda birçok düşüncenin kök salıp kendini geliştirmesi için bol bol zaman olurdu.." 
Atıyorum zaten. Şu ana kadar makaleler yoluyla, kitaplarla artan vakitte
Piyasadaki mübadele oranları er ya da geç bireysel fırsat maliyetleri ile uyumlu hale gelebilmek için piyasanın serbestiyeti ile doğru orantılı bir halde kendini regüle edecektir.
" >Bir avcı günde ya 2 geyik ya da 1 kunduz avlayabilir
>Fırsat maliyetleri 1 geyik =½ kunduz
1 kunduz = 2 geyik
>Piyasa fiyatı 1 kunduz = 3 geyik şeklinde oluşmuş olsun
>Bu durumda bir avcı, kunduz avlayıp piyasada 3 geyik alabiliyorsa, aynı emeği harcayarak doğrudan avladığı 2 geyiğe kıyasla daha fazla geyik elde edebilir
>Burada mantıklı olan tercih, geyik yerine kunduz avlamaktır
>Doğrudan geyik avlarsa → 1 günlük emek = 2 geyik kazanır
>Kunduz avlayıp satarsa → 1 günlük emek = 3 geyik kazanır
>Bu durumda tüm avcılar geyik avlamak yerine kunduz avlamayı tercih edecektir, çünkü kunduz avlamak daha kârlıdır
>Herkes kunduz avlamaya kaydığı için piyasada kunduz arzı artar, geyik arzı düşer
>Arz-talep dengesi nedeniyle, kunduzun değeri düşer, yani 1 kunduz artık daha az geyik etmeye başlar
>Aynı zamanda, geyik kıtlaştığı için geyik fiyatı yükselir
>Bu süreç, mübadele oranı doğal fırsat maliyetine (1 kunduz = 2 geyik) yaklaşana kadar devam eder
>Mübadele oranı 1 kunduz = 2 geyik olduğu noktada, avcılar için geyik veya kunduz avlamanın kazancı eşit olur.
>Bu noktadan sonra hiçbir avcı, tek bir av türüne yönelerek ekstra kazanç elde edemez, çünkü her iki seçenek de aynı getiriyi sunmaktadır." 
Günümüzde marjinalist bir devrimci kılığına girmiş Postmodern kültür, nihilist ve pasifist tutumların parçalanmış bir öznelik altında anlık ve durumsal bir oportünizme evrilmesiyle, "ne olursa uyar ne olursa giderci" bir karşı devrimci safsata yığınından, sistem içi bir oyalama ve pasifleştirme aracından ibarettir.



